Tüm bebek odası ve uyku seti fırsatları için tıklayın !
Bebeklerde İdrar Yolu Enfeksiyonu
İdrar yolu enfeksiyonu nedir?
İdrar yolu enfeksiyonları (İYE) çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık karşılaşılan enfeksiyonlardır. En klasik tanımı uygun şekilde alınmış idrar örneklerinde kültürde bakteri üremesidir. Bununla birlikte İYE tanısının nasıl konulacağı halen tartışmalıdır.
- İdrar yolu enfeksiyonları nelerdir? Enfeksiyon çeşitleri ve enfeksiyonun oluşma nedenleri
İYElarını alt (mesane=sistit ve üretrit)) ve üst (böbrek= pyelonefrit) olarak ikiye ayırarak incelemek daha doğru olur. Bu ayırımın nedeni akut pyelonefrit (APN) adı verilen böbreğe ait ateşli üst üriner sistem enfeksiyonlarının öneminden kaynaklanmaktadır. APN iyileşirken özellikle bebek ve çocuklarda böbrekte kalıcı hasar kalmasına yol açabilir. Bu hasarlı (skar) doku ise ileride hipertansiyon, proteinüri ve hatta son dönem böbrek hastalığına kadar ilerleyen klinik tablolara yol açabilir. Skar oluşumun önlenmesinde en önemli faktör APN2in erken tanısı ve uygun ve hızlı tedavisidir. Genel olarak, İYE kızlarda, erkeklerden daha sık görülmekle birlikte, bir yaşından küçük erkek çocuklarda, özellikle de hayatın ilk 6 ayında, erkeklerde kızlara göre İYE sıklığı daha fazladır. Barsakta normal olarak bulunan bazı bakteriler pediatrik İYE2dan en sık sorumlu tutulan mikro-organizmalardır. İnfantlarda ve çocuklarda karşılaşılan İYE için en önemli risk faktörleri, yaş, cins, perineal, periüretral ve diğer kolonizasyon faktörleri, doğal bağışıklık, altta yatan yapısal değişiklikler ve genetik ve kazanılmış faktörlerdir. Bunların yanı sıra İYE2na yol açan mikro-organizmanın hastalık yapıcı güç faktörleri de enfeksiyonun gelişiminde ve seyirinde önemli rol oynamaktadır.
Bebeğin intrauterin içinde bulunduğu steril ortam doğum sonrası hızla – özellikle deri ve barsaklar – mikroplar ile karşı karşıya gelir. Daha sonra aşağı idrar kanalı dediğimiz üretra mikroplar ile karşılaşır. Bu Ancak mesane temiz kalır. Özellikle başka nedenler ile (Orta kula iltihabı, üst solunum yolu enfeksiyonu) ya da gereksiz antibiyotik kullanımının idrar yollarının mikroplar ile bulaşmasını kolaylaştırdığı gösterilmiştir. Son zamanlarda anne sütünün İYE2lara karşı koruyucu etkisinden bahseden yayınlar göze çarpmaktadır. Anne sütündeki koruyucu antikorlar, halihazırda bulunan mikro-organizmaların yapışmalarına engel olurlar ki bu çoğunlukla enfeksiyonun başlayabilmesi için ilk adım olarak kabul edilir. Ayrıca anne sütü, laktoferin ve oligosakkaridler gibi başka koruyucu maddeler de içerir. Laktoferin sütdeki ana protein olup bakteri, virus ve mantarları öldürebilme özelliğine sahiptir. Oligosakkaridler ise mikroorganizmaların bağlandığı yerlere bağlanarak, yapışmayı engellerler. Sonuç olarak anne sütü ile beslenmenin yenidoğanlarda üst solunum yolu enfeksiyonlarını ve İYE2nı anlamlı olarak azaltıcı etkisi vardır denilebilir.
Özellikle yenidoğan erkek çocuklarda yapılan sünnetin, İYE2larından koruyucu etkisine karşın sünnetin olası komplikasyonları uzun yıllardır tartışıla gelmiştir. Bazı çalışmalarda, ilk 6 ayda, ama özellikle yenidoğan döneminde, sünnet edilen erkek çocukların, sünnet edilmeyen çocuklara göre 4-12 kat daha az oranda İYE geçirdikleri tespit edilmiştir. Ateşli İYE geçiren 1 yaşından küçük erkek çocukların % 902ının sünnetsiz olduğu ortaya konmuştur. Kızlarda üretranın kısa olmasının İYE gelişiminde rolü olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte, temizlik şeklinin, perine hijyeninin, yüzmenin ve banyo yapmanın İYE ile direk ilgisinin olmadığı gösterilmiştir. İYE2larında asıl neden bakterinin reseptöre bağlanmasıdır. Bez bağlama döneminde olan çocuklarda gaita ile bulaş olsa da İYE sıklığı artmamaktadır. Ailelere hijyen ile ilgili önerilerde bulunurken, özellikle denizin kısıtlanması sadece çocuk üzerindeki baskıyı arttıracak ancak enfeksiyon sıklığını etkilemiyecektir. Bununla birlikte, sabun gibi irritan maddeler ile yapılan banyoların, yanmalı idrar yapma, idrar bekletme ve kötü işeme şekline yol açarak İYE2na zemin hazırlayabildiği bilinmektedir.
İYE gelişiminde en önemli risk faktörlerinden birisi de işeme bozukluğudur. İşeme bozukluğu, İYE ve veziko-üreteral reflü (VUR) arasındaki ilişki açıkça ortaya konulmuştur. Hatta barasak boşaltım bozuklukları da bu gruba dahil edilerek “disfonksiyonel eliminasyon sendromu” olarak adlandırılmıştır. Özellikle, tekrarlayan İYE ile işeme disfonksiyonu arasında belirgin bir ilişki bulunmaktadır. Benzer şekilde bazı serilerde İYE olan çocukların neredeyse yarısında kabızlık olduğu gözlemlenmiştir. Kabızlığın tedavisinin İYE sıklığını azaltığı orataya konmuştur. Altta yatan işeme disfonksiyonunun tedavisinin enfeksiyonların tedavisinde ve varsa reflünün kendiliğinden düzelmesinde çok önemli rol oynadığı kesindir. İşeme disfonksiyonu, VUR ve İYE birlikteliği renal hasar gelişimi üzerinde de etkilidir. Genellikle iki tip işeme disfonksiyonu mevcuttur.
Bunlardan birincisi mesane aşırı aktivitesi, diğeri ise yetersiz boşalan, yüksek basınçlı, disfonksiyonel işeme paterni gösteren mesanelerdir. Çoğu zaman bu iki durum iç-içe geçmiştir. Erkek çocuklarda işeme disfonksiyonu yenidoğan döneminde ve ilk 1 yaş içerisinde çok daha sık görülürken, zamanla azalma eğilimindedir. Kızlarda ise özellikle idrar kontrolünün başladığı yaşlarda ortaya çıkar, yaşla birlikte sıklığı artar. Koruyucu antibiyotikler, antikolinerjik ilaçlar, davranışsal tedavi (zamanlı idrar yapma, gevşeme manevraları, tuvalet pozisyonu vb) ve “biofeedback” gibi yöntemler işeme disfonksiyonu tedavisinde kullanılan yöntemlerdir.
Reflü, çok yüksek derecelileri hariç, İYE gelişmesine yol açmaz. Ancak VUR varlığı akut pyelonefrit gelişimi için risk faktörüdür. Semptomatik ve özellikle ateşli İYE sonrası ortalama %50 oranında VUR saptanır. Reflülü hastanın kardeşlerinde %35 ve reflülü anne çocuklarında %50 oranında VUR sapatanabileceği unutulmamalıdır.
Kaynak:güzelrehber